ABD’nin “Arap Baharı” Suudî Arabistan ve Katar’ın “Şeriat Kışı”na dönerken… (3)

Oysa herşey ne güzel başlamıştı…

2001’de ABD’nin Afganistan’a saldırması için bahane olan 11 Eylül terörist saldırılarını Suudi intiharcıları icra etmiş, Katar’ın himayesinde Pakistan gizli servislerinin emrinde çalışan Halit Şeyh Muhammed organize etmiş, gene Katar’ın himayesinde ve Pakistan gizli servislerinden emir alan Pakistan asıllı İngiliz vatandaşı Sait Şeyh finanse etmiş, Sait Şeyh ve Halit Şeyh Muhammed’e emirleri veren Pakistan gizli servisleri İSİ’nin başkanı Mahmut Ahmet de bütün operasyon süresince CİA ile yakın teması sürdürmüş, 11 Eylül 2001 günü bile Washington’da müstakbel CİA başkanı Porter Goss ve Senato İstihbarat Komisyonu Başkanı Bob Graham’la kahvaltı toplantısı yapmıştı.

Operasyonun amacı, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle sona eren soğuk savaşın yerini alacak Batı – İslam savaşını başlatmaktı. Bu savaş ABD-NATO güçleriyle Suudi Arabistan, Katar ve Pakistan tarafından desteklenen şeriatçı gerilla ve teröristler arasında cereyan edecek ve dünyayı saran bu savaş sayesinde her iki taraf da nüfuz alanlarını artıracaktı. Şeriatçı devletlerle ABD doğrudan savaşmayacak, onlara “dost ve müttefik” muamelesi yapmaya devam edecekti. Böylece ABD yeni üsler ve kuklalar tarafından yönetilen sömürgeler kazanırken, Körfez ülkeleri ve Pakistan da İslamcı teröristler aracılığıyla nüfuz alanlarını genişletecek, bölgesel güç haline gelecekti.

ABD, Soğuk Savaş’ı ikame edecek olan bu yeni savaşın adını önce “Terörle Savaş,” daha sonra da sadece “Uzun Savaş” (Long War) koydu. ABD dış politikasını askerîleştirdi, elçilikleri kaleye dönüştü, diplomatları CİA ajanına dönüştü, ordusu büyük oranda özelleştirildi ve ekonomisi savaşa endekslendi.  Her yeni savaşta, Amerikan çokuluslu şirketleri savaş harcamalarından pay almak ve fethedilen ülkenin petrolü ve diğer kaynaklarının bölüşümü için üşüştü.

Advertisements
Posted in Uncategorized | Leave a comment

ABD’nin “Arap Baharı” Suudî Arabistan ve Katar’ın “Şeriat Kışı”na dönerken… (2)

2. Bölüm: El Kaide, hayata bir CİA veritabanı dosyası olarak başlamıştı

İngiltere başbakanı Tony Blair’in sahte bahanelerle İngiliz ordusunu Irak’a saldırtmasını protesto ederek 2001’de makamından istifa eden ve dört yıl sonra bir İskoç dağında esrarengiz bir şekilde ölen eski İngiltere dışişleri bakanı Robin Cook, ölümünden tam bir ay önce, Guardian gazetesinde şöyle yazmıştı:

Bin Laden … 80’li yıllarda Afganistan’daki Rus işgaline karşı savaşmak için CİA tarafından silahlandırıldı ve Suudiler tarafından finanse edildi. El Kaide, yani kelime anlamıyla “veritabanı,” CİA’nin yardımıyla Rusları yenmek için devşirilen ve askerî eğitimden geçirilen binlerce mücahidin verilerini içeren bilgisayar dosyasının adıydı. Anlaşılmaz ve feci sonuçlar doğuracak bir şekilde, Rusya sahadan çekildikten Bin Ladin’in örgütünün Batı’yı hedef alabileceği, Washington’un aklına hiç gelmemiş gibi görünüyor.

Tony Blair’in hileyle giriştiği Irak savaşının içyüzünü açık eden kitle imha silahları uzmanı Doktor David Kelly gibi anî ve esrarengiz bir şekilde hayata veda eden Robin Cook, İngiliz istihbarat servisleri ve CİA’dan aldığı ilk elden bilgilere dayanarak o 8 Temmuz 2005 tarihli yazısında bize en yetkili ağızdan o güne kadar başka hiç bir NATO hükumet üyesinin söylemeye cesaret edemediğini açık açık söyledi: El Kaide, “kaide” değil, “kayıtlar,” yani veritabanı demekti. Sözkonusu veritabanı da tıpkı bugün Suriye’de Esad’ı devirmek için devşirilen şeriatçı teröristler gibi CİA’nın Usame Bin Ladin aracılığıyla 1980’li yıllarda Afganistan’da savaşmak için devşirdiği Selefî teröristlerin veritabanıydı.

CİA kod adı “Tim Osman” olan Usame Bin Ladin, Pakistan paraşütçü üniformasıyla Peşaver’de ABD başkanı Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski’ye Sovyetler’e karşı savaşacak mücahitler için temin edilen silahları gösteriyor.

İddiaya göre Bin Ladin bu veritabanındaki teröristleri daha sonra Amerika’ya karşı kullanmıştı, tıpkı CİA’nın beslediği Libyalı teröristlerin 11 Eylül’de Libya’daki CİA merkezine saldırmaları gibi. ABD temsilciliklerini bombalamış, bir ABD savaş gemisini batırmaya kalkışmış ve en nihayet Amerika’nın malî ve askerî karargâhlarına saldırmıştı.

İddia olarak kalan, hiç bir zaman mahkemede kanıtlanmayan bu isnatlara karşın, bilinen şuydu: CİA’nın Dubai’deki büro şefi, 11 Eylül 2001 saldırlarından 2 ay önce, FBI tarafından yarım düzine başka terör saldırısı için aranan Bin Ladin’le Dubai’deki Amerikan Hastanesi’nde görüşmüştü. 2001’in Ekim ayında sözde Bin Ladin’i yakalamak için Afganistan’a giren ABD güçleri, ona zarar vermemek için ellerinden geleni yapmışlar ve hatta kuşatmaya aldıkları Kunduz kentinden yüzlerce El Kaideci ve Pakistan subayının nakliye uçaklarına binip Pakistan’a kaçmasına göz yummuşlardı. Buna basın bir isim de yakıştırmıştı: “Şer hava köprüsü.”

Aralık 2001’da Tora Bora’daki eski Sovyet üssünde sözde “kıstırılan” Bin Ladin’in Pakistan’a kaçması için adeta kırmızı halı döşenmişti. Sonunda 2011’de, ekonomik kriz ve kötü anket sonuçlarına çare olarak Obama, ABD’den milyarlarca dolar yardım alan Pakistan ordusunun en yüksek güvenlikli askerî bölgelerinden birinde, Pakistanlı paşaların villarının arasında ve yaralı böbreğine diyaliz yaptırmaya gittiği askerî hastaneden bir taş atımı mesafede bir villada “saklanan” Bin Ladin’e, 5 alay kışlasının bulunduğu Abbotabad’da “baskın yaptırdı” ve (canlı video bağlantısıyla) yargısız infaz ettirerek, cesedini de ortadan kaldırttı.

Yaşlı ve hasta Suudi şeyhin zaten artık ABD’ye bir faydası kalmamıştı. Onun yerini ABD’nin saldırmak istediği her ülkede bir “El Kaide” filizlendiren ve Bin Ladin gibi Pakistan’ın koruması altında yaşayan Mısırlı Eyman El Zevahiri almıştı çoktan.

3. Bölüm: Oysa herşey ne güzel başlamıştı…

Posted in Uncategorized | 1 Comment

AB krizde, Avrupalı modacılar saadette

Hong Kong’da bir Prada dükkânı

Bloomberg, 19 Ekim – Asya’da 100 dolarlık Zara elbiseleri ve 3.000 dolarlık Prada kadın çantalarına talep fırlayınca, AB krizinin merkezindeki İspanya ve İtalya’da üç yeni milyarder yaratıldı.

Ekim 2010’de Bengladeş’te grev yapan Zara ve H&M işçilerine polis gaz ve plastik mermi atıyor

Zara moda zincirinin %59 hissesinin sahibi ve dünyanın üçüncü en zengin adamı İspanyol Amancio Ortega, Bengladeş’te neredeyse bedavaya ürettiği elbiseleri zengin ülkelerin kadın tüketicilerine fahiş fiyatla satarak bu yıl kişisel servetini 1,6 milyar dolar artışla 46,6 milyar dolara ulaştırdı.  İspanya’da İşsizlik %20’yken Zara hisseleri bu yıl %58 prim yaptı.

Amancio Ortega ve “mütevazi” süperyatı Valona

İtalya’da da millî gelirin bu yıl % 2,4 düşmesi öngürülürken, derilerini sendikalı işçi çıkaran Türk DESA şirketinden alan Milano’lu Prada zincirinin sahiplerinden Marina Prada ve kardeşi Alberto Prada Bianchi’nin her biri 2,6 milyar dolar servete sahip.

950 dolara ayakkabı

Yılın ilk yarısında Prada’nın kârı %60 artarak 289 milyon avroyu buldu. Kârı cirosunun neredeyse iki katı arttı. Asya-Pasifik bölgesindeki satışları tam %45 artışla 1,5 milyar avroyu buldu. Sadece bu yıl 29 yeni dükkân açan marka, yok satıyor. Asyalı kadınlar kıtlıktan çıkmış gibi 3.000 dolarlık çantaları ve 950 dolarlık ayakkabıları kapışmak için Prada dükkânlarına üşüşüyorlar.

Bengladeş’te Zara outleti

Zara’nın sahibi Ortega’dan sonra gelen Avrupalı zenginlerse şunlar:

  • 1940’ların Fransız faşist Vichy rejimi üyelerinin kurduğu L’Oreal kozmetik imparatorluğunun sahibesi ve eski Fransa başbakanı Sarkozy ve diğer sağcı politikacılara yaptığı nakit ödemelerle gündeme gelen Liliane Bettencourt, paralarını ünlü dolandırıcı Bernard Madoff’a kaptırdıktan sonra bile hâlâ 25,5 milyar dolarlık bir servetin üstünde oturuyor.

    1930’lu ve 40’lı yıllarda faşist terör örgütü La Cagoule’u kuran ve faşist Vichy rejimini destekleyen Louis Schueller’in kızı kozmetik imparatoriçesi ve Fransız sağcı politikacıların finansörü Liliane Bettencourt.

     

  • Bengaldeş’te üretim yapan H&M giyim zincirinin İsveçli CEO’su ve baş hissedarı Stefan Persson‘un 25 milyar doları var.

    İsveç’in ucuz giyim kralı Stefan Persson

     

  • Moet Hennessy ve Louis Vuitton şirketlerinin kurucusu “Sir” Bernard Arnault da şampanya ve lüks bavuldan $25 milyar kazanmış durumda.

    Vergi kaçırmak için Belçika vatandaşlığına geçmeye çalışan Fransız şampanya ve bavul zengini Bernard Arnault, dev sanat koleksiyonunu da maliyeden kaçırmak için Paris’in en meşhur yeşil alan olan Boulogne ormanına dev bir buzdağı şeklindeki Vuitton müzesini kuracak.

Posted in Ekonomi | Leave a comment

Kapitalistlerimiz Hollanda gemisine bindi gitti, işsizliği-vergiyi-borcu bize bıraktılar

Yılın ilk  sekiz ayında net doğrudan yatırım girişi, yüzde 8.8 düşüşle toplam 9 milyar 587 milyon dolar olurken, Türklerin doğrudan yatırım için yurtdışına götürdüğü sermaye  yüzde 78.8 artışla net 2 milyar 754 milyon dolara ulaştı. (Naki Bakır – Dünya 18 Ekim 2012)

Bu sermaye ihracının arslan payı Hollanda’ya gitti, tam 2 milyar 103 milyon dolar ya da toplam sermaye ihracının %70,8’i. Nedeni basit: vergi avantajı. Osman Arolat şöyle açıklıyor:

Şimdi bir Türk şirketi olarak Rusya’ya doğrudan yatırım yapsak. Kazancımızın transferinde yüzde 15 vergi öderiz. Eğer bu yatırımı Hollanda’da şirket kurarak yaparsak, kazanç transferinde ödeyeceğimiz vergi miktarı yüzde 5’e iner.

Hollanda sömürge gemisi İstanbul'daydı

Amsterdam Yatırım Ajansı Genel Müdürü Mustafa Tanrıverdi, Hollanda’nın tarihî sömürge gemisi ‘Clipper Stad Amsterdam’la Türkiye’nin olmayan sermayesini toplamaya geldi. (Milliyet 16 Ekim 2012)

Bundan üç sonuç çıkıyor, üçü de halkın aleyhine. Birincisi, AB ve ABD’de kitlesel işsizliğe ve sendikasızlaşmaya yolaçan sermaye ihracı bizde de ani şekilde hızlandı. Bu yıl zaten %9 azalmış olan yabancı semaye girişinin %29’u oranında yerel sermaye çıkışı var. Yani hem yabancı yatırımı azalmış, hem yerel sermaye kaçışı hızlanmış. İşsizliğin yeniden %10’un üstüne çıkmış olmasına şaşırmamak lazım. Hurşit Güneş gerçek rakamın %26 olduğunu söylüyor.

İkinci sonuç, dış borcun artması. Yatırım için gerekli sermaye azalınca, mecburen daha fazla dış borç alınacak.

Üçüncü sonuç, Tayyibin savaşları ve yarattığı Suriyeli mülteci krizinin faturasıyla zaten beli bükülen devlet bütçesinde, Hollanda’ya kaçan sermayenin yeni bir vergi deliği açması. Yani daha önce Türkiye’den Rusya’ya yatırım yapıp kârından %15 vergi ödeyen kapitalist şimdi bunu Hollanda’dan yapıp sadece %5 ödeyecek, ama Mehmet Şimşek’e değil, Hollanda’ya. Dolayısıyla bizim kel kafa vergi vampiri Mehmet Şimşek gene halkın tepesine binecek, yok simitçiyi vergilendirelim, yok KDV’yi artıralım, yok mezarda emekli yapalım diye kanımızı daha beter emmeye başlayacak. Başladı da nitekim.

Vergi vampiri

Posted in Ekonomi | Leave a comment

ABD’nin “Arap Baharı” Suudî Arabistan ve Katar’ın “Şeriat Kışı”na dönerken…

1. Bölüm: Ensar El Şeriat sahnede…

Şeriatçı terörün yeni yüzü: Ensar El Şeriat

2000’li yıllarda ortalığı kasıp-kavuran ABD-İslam savaşına El Kaide’yle başladık. Vardı, yoktu, CİA yarattı derken El Kaide 2010’dan sonra yavaş yavaş sahneden kayboldu, beli kırıldı dendi ve nihayet Usame Bin Ladin de eski patronu tarafından infaz edildi. Pakistan’ın emrindeki Taliban’a yenilen ABD, Afganistan’da havluyu attığında bahanesi de hazırdı: “El Kaide’yi yendik, işimiz bitti, gidiyoruz.”

Obama seçim kampanyasında şu mesajı hep tekrarladı: “Irak’ta hedef şaşıran Bush’tan farklı olarak biz El Kaideyi hedef aldık ve etkisiz hale getirdik. Bin Ladin’i de bulup öldürdük.” Obama’nın rakibi Romney ise “Hani nerede etkisiz hale getirdin, Bingazi’de elçimizi öldürdüler, CİA merkezini de topa tuttular, sen de bunu saklamaya çalışıp halka yalan söyledin” diye karşı saldırıya geçti ve Obama’yı anketlerde geriletti. Yani El Kaide sadece ABD’ye Libya’da ağır darbe indirmekle kalmadı, Obama’yı da başkanlıktan edebilir.

Ancak bu artık bildiğimiz El Kaide değil. Gerçi bildiğimiz El Kaide de sandığımızdan farklı birşeydi ya. Bilinen hiç bir terör örgütüne benzemeyen, adını bile CİA’nın koyduğu, ABD’nin emperyalist saldırıları için bahane yaratmak için eylem yapan bir hayalet ordusuydu El Kaide. Bu seferse karşımızda gerçek bir uluslararası şeriat ordusu ve adı da Ensar El Şeriat, yani Şeriat Savunucuları. Tunus ve Libya’dan cihatçı devşirip, 4 ayrı cepheye dağıtım yapabilen, Yemen’den Somali’ye çıkarma yapabilen, tankları, topları olan, tek sancak altında savaşan bu Şeriat ordusu, ABD’nin başlattığı “Arap baharı”nın açtığı kapıdan içeri dalıp, ABD’nin kendi kuklalarını yerleştirmeyi planladığı ülkeleri ele geçirmek için savaşıyor.

Ensar El Şeriat bayrağı Gazze’de (AFP/Mahmut Zeyyat)

2. Bölüm: El Kaide, hayata bir CİA veritabanı dosyası olarak başlamıştı
3. Bölüm: Oysa herşey ne güzel başlamıştı…
4. Bölüm: 1950′lere uzanan bir şer ortaklığı
5. Bölüm: Şer ortaklığı bozuluyor
6. Bölüm: ABD-Pakistan bozuşmasından sonra ABD-Suudi bozuşması
7.Bölüm: Irak’taki ABD-Şiî ittifakına Suudî isyanı

Posted in İslamcı terör | Leave a comment

Gaffar Okkan hastalığı bir kurban daha aldı

“Dağda ölen teröriste ağlamadıkça Güneydoğu’daki sorun çözülemez” diyen Diyarbakır emniyet müdürüne karşı 3 parti, “insanlığa karşı birleşik cephe” kurdu.

Birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz şu sıkıntılı dönemde çok şükür ki devlet-i âlimizin bağrında başgösteren teröriste acıma hastalığına karşı tek vücut olup onu görüldüğü yerde ezdik. Tıpkı ciğersiz selefi Kürt aşığı Gaffar Okkan gibi etkisiz hale getirilen Recep Güven’e iç düşmana acımak nasıl olurmuş gösterdik.

Kendi partisinde de Hüseyin Aygün denen terörist sempatizanını barındıran Gandi Kemal, çok şükür ki bu kez Türklüğünün hakkını biraz olsun verdi. Aygün’ü ulusalcı-Ergenkoncu timsahlara atan Gandi, bu sefer terörist dostu polise bizzat ağız-burun girişerek namusunu temizledi.

İblis Naim’in Diyarbakır emniyet müdürü Recep Güven’e, devletin en derin kademelerinden destek görmüş bir terör örgütü tarafından kandırılan TC vatandaşı gençlerin ölümüne üzüldüğü için soruşturma açtırması, tabiatı icabı olduğundan kimseyi şaşırtmadı. Angelina Jolie karşısında maymuna dönerek devlet-i âlimizi rezil rüsva etse de İblis Naim, Türk faşizminin sevgili bir evlâdı ve değerli bir savunucusudur. Onun aşırı sağcı, kan dökücü, halk düşmanı refleksleri asla şaşmaz, üçüncü milliyetçi cephenin inşasında ona güvenen Tayyibi hayal kırıklığına uğratmaz.

Ancak Gandi’nin içindeki faşisti bu geç saatte keşfi kimseyi ikna etmedi. Ayaklarını kaydırdığı Büyük Önder Sav ve ulusalcı-Ergenekoncu taifesi ona diş bilemeye, onun kuyusunu kazmaya devam edecektir. Gandi’nin “Yeni CHP”ye katılması için dil döktüğü Hüseyin Aygün’se bundan sonra keleşi kapıp dağa çıksa yeridir.

Posted in Kürt sorunu | Leave a comment

Pennsylvania Washington’un mesajını aldı: The Cemaat Tayyibin Suriye keyfine limon sıktı

The Cemaat Washington’dan esen rüzgâra döndü, Tayyibin tasmasını çekti.

Sol gazetesi, Türk basının uzun süredir unuttuğu medya analizinin güzel bir örneğini daha vererek, The Cemaat’in rekor tirajlı yayın organı Zaman ve onun Amerikanca sürümü Today’s Zaman’da Tayyibin Suriye politikasını eleştiren köşe yazılarının sıklaşmasına dikkat çekti.

Obama yönetiminin Libya’da beslediği El Kaidecilerden yediği ağır darbeden sonra Esad’ı devirmek için yararlandığı İhvan-Selefî eksenine giderek daha mesafeli davranmasıyla birlikte, Katar ve Suudi sermayesinin cazibesine kapılarak Suriye’ye karşı savaş naraları atan Tayyibe de ayar çekme zarureti doğmuş oldu. Obama yönetimi ve Pentagon, Tayyibe son günlerde yolladıkları itidal mesajlarını desteklemek için The Cemaat’in de düğmesine basınca, Zaman gazetesi de Tayyibe “akıllı ol” uyarıları yapmaya başladı.

Uyarılar şimdilik köşe yazılarıyla sınırlı. Başsayfada hâlâ Tayyibin savaş propagandası yayınlanıyor:

Zaman şimdilik başsayfada Tayyibin savaş propagandasını yayınlamayı sürdürüyor

Posted in AKP, Ortadoğu | Tagged , | Leave a comment